Hamileyiz ya... Bu aralar canım acayip derecede kıymalı patatesli poğaça çekiyor. Ama çok da üşeniyorum yapmaya. Bana yardım bu konuda yaa. Şöyle kolay yapılabilecek şipşak bir tarif istiyorum. Yardım edersiniz değil mi?Yerken şöyle çıtır çıtır ağızda dağılsın.
Ha kimileri diyebilir. Hazır alıver diye. Olmuyor arkadaş. Burada hiç bir yerde yapan yok benim istediğim gibi.
Tarifleri bekliyorum...
16 Nisan 2008 Çarşamba
Yardım
26 Mart 2008 Çarşamba
TIĞ İŞİ ŞAL
Verdiğim aranın fazla olduğunu biliyorum, ama ne yaparsın işte hamileyiz ya. Sevgili Biyo'nun o güzel yazısını bile pas edemedim. Kusuruma bakma Biyocum. Yazdıklarına sonuna kadar katılıyorum arkadaşım. Bunun için çok geç kaldım ama anlayışla karşılacağını umarım.
Daha önceden bahsetmiştim. Korkuyordum. Neden mi? İlk üç ay içerisinde herhangi bir şey olmasından esasında. Ama şimdilik herhangi bir şey yok. Hamileliğe devam. Allah tamamını erdirsin diyoruz. Bu arada ilk üç ayda hiç kilo almadım, bu benim için çok sevindirici bir olay ve acayip derecede ekşili gıdaları yiyorum. Tatlıya bayılan ben ağzıma koyamıyorum. Şükür ne bir bulantım var, nede başka bir şey. Sadece uyku, bu da çok normal. Son testlerimde amniosenteze de ihtiyacım olmadığını söyledi doktorum. Yapılan kan testlerimin sonuçları bunu gösteriyor. Bende istemiyordum işin açığı. Neyse kısaca hamileliğimden haberler bu kadar. Tabi bu arada Aslı boş durmaz yaptı bir şeyler. Aşağıda resimleri olan şalı yaptım. Annemde çok beğendi bende O’na verdim. Kendime pembe renk yapmaya niyetim var. Sonra görüşürüz. Hepiniz sağlıcakla kalın.
25 Şubat 2008 Pazartesi
GERÇEK BİR ÖYKÜ II
Bu gün merakla beklenen öykümün ikinci ve son bölümünü yayınlıyorum.
Yıllar yılları kovalar ve kız evlenir, mutlu bir evliliği vardır. Birde oğlu olmuştur. Dünya tatlısı. Hayat devam etmektedir.
Günler günleri kovalar. Kafasında biriken sorular cevaplanmadığı için, hep bir merak vardır, neden? Elinde bilgisayar vardır. Bir gün düşünür,” nete girsem de bir aratsam” der babasını. Babasının ismini yazar ve önüne bir iki net sayfası çıkar. Mail adresi de vardır. Hemen tutar mail atar babasına. Kafasında soruları olduğunu, nereli olduğunu bile bilmediğini ve varsa başka kardeşlerinin kendisinden haberdar olup olmadıklarını. Mailine cevap iki ay sonra aniden gelir.
Karşısındaki insan elbette şaşırmıştır. Sorularına cevaplarını alır uzun bir süre sonra. Kız ısrarla sorar. Bilmektedir iki kardeşi olduğunu. Ne olursa olsun anne ayrı baba birde olsa kardeşleri vardır.
Kız yok sayılmıştır. Kardeşlerine hiçbir şekilde O’ndan bahsedilmemiştir, yani yok sayılmaya çalışılmıştır. YOK. Bunu asla kabul edemez. Babasıyla Msn de görüştüğü bir anda kardeşlerinin yaşları hakkında bilgiyi zorlada olsa öğrenir. Sonrasında, “bakalım der, bulduk nasıl olsa peder beyi, belki buluruz kardeşlerimizide”.
Facebook çok gündemdedir, aratır bir gün ve karşısına 3 kişi çıkar. Sadece bir kişinin doğum tarihleri tutmaktadır. Kız bir mesaj atar ve sorar. Bulduğu kişi gerçekten kardeşidir. Mailleşmeler devam eder. Kız annesini ziyarete Ankara'ya geleceğini, bu sayede görüşebileceklerini söyler. Anlaşırlar ve buluşurlar. İkisi de çok heyecanlıdır. Çünkü 37 sene tek kardeş olarak kendini bilmiş ve öyle yaşamıştır. Kardeşi de bir ablası olduğunu yeni öğrenmiş ve bunun neden olduğunu anlamaya çalışmaktadır. Ama bu arada da çok şaşırmış ve heyecanlanmıştır.
Her ne kadar kızın babası saklamaya çalışsa da buluşma gerçekleşmiştir. Yani iki kardeş seneler sonra buluşmuş ve karşılaşmıştır."
Benim kardeşimi arayıp da bulmam, bazılarından intikam alıp acı çektirmek asla değildi. Amacım; var olduğumu bildirmekti. Birde bir süre önce haberlerde okuduğum bir haberin, benim hayatımda gerçekleşebilme ihtimaliydi. Bu haber şöyle..
İngiltere'de ikiz kardeşler doğar doğmaz başka ana babalara evlatlık olarak veriliyorlar. Biri erkek biri kız. Seneler sonra iki kardeş, kardeş olduklarını bilmeden birbirlerini seviyorlar ve evleniyorlar. Olay bir şekilde ortaya çıkıyor ve hükümet bu evliliği yok sayıyor. İki insanın hayatları da böylece mahvoluyor. Olmaz olmaz dememek gerek. Herşey olabilirdi.
Kardeşlerimin veya benim yaşayabileceğimiz sağlık problemleri olabilirdi. Her neyse. Olay böyle gelişti. Yani şu FACEBOOK nelere kadir? Kardeşimi bulmamı sağladı işte. Yani buluşmamızı. Şimdi görüşüyoruz ve birbirimizi tanımaya çalışıyoruz. Benzerlik olarak şunu söyliyebilirim. Göz rengimiz aynı. Benimde O'nun da ela. Gerçek bir öyküm bu kadar.
22 Şubat 2008 Cuma
GERÇEK BİR ÖYKÜ I
"Yıl 1971.Mayıs ayı. Doğar bir kız çocuğu. Her çocuk gibi vardır ana babası. Görünürde iyi anlaşırlar. Yoktur bir sorunları. Ama günler günleri kovalar sorunlar başlar iki çift arasında. Herkes kendine göre haklıdır. Ama bir el hiçbir zaman şaklamaz. Yani bir işe yarayıp ses çıkartamaz. Adam sorunlarını dışarıda çözmeye çalışır. Kendine göre sorunları vardır. Çözmeye içki şişelerinin yardımcı olacağını sanır. Sağlar çözümde. Çözümsüzlüğün çözümünü. Ev tatsızdır. Şeker katsa şekersiz, tuz katsa yinede tuzsuzdur ev. Dizelerde dediği gibi;
Buzdan evimiz
Tuzdan ekmeğimiz
Şekerden aşkımız vardı
Ve
Bir gün
Yağmur yağdı.
Doğru işte. Yağmur yağmıştı yuvalarına. İki tarafta karşı tarafı suçlamıştı ve aradıklarını bulamamışlardı birbirlerinde. Her kadın gibi evliliği kurtarmaya çalıştı başlarda kadın. Ama adam bulmuştu başkasında sevgiyi. Yada bulduğunu sandı. Fazla dayanmadı bu yuva, bu çatırtıya. Doğan kız çocuğunu mu sordunuz? O bir şeyin farkında değildi aslında. Yada öyle görünmeye çalışıyordu. Anne babası yan yana geldiğinde, onları kucaklamaya çalışıyordu her beraber çektirdikleri fotoğrafta. Sanki kurtarmaya çalışıyordu çatırdayan yuvayı, çocuk aklı işte.
Günler günleri kovaladı. İlkokul çağına geldi kız çocuğu. Yuva dağılmış, herkes kendi yoluna gitmeye başlamıştı. Adam başkasında bulmuştu mutluluğu. Evlenmişti sevgiyi bulduğunu sandığı kadınla, kendince bulmuştu. Yani kendi yolunu kendince kurmuş, hayatına devam etmeye başlamıştı. Boşanmış olduğu kadın evinin tüm sorumluluklarını yerine getirme gayreti içinde hayat mücadelesine girişmişti. Hayat çok zor ve bir o kadar acımasızdı maalesef.
Kız çocuğu olanlara bir türlü anlam verememişti. Bir gün okul çıkışı pastaneye giderken bir arkadaşını görmüştü. Kız babasıyla beraber pastanenin yolunu tutmuştu. Düşündü bir an. Neden? Der kendi içinde. Neden bende böyle bir durum yaşayamıyorum? Benim babam neden yanımda değil. Çok üzülür. Çünkü O’nu arayıp soran bir babası yoktur. Annesi olayları anlatmıştır. Başlarda etkilenmemiştir kız, arayıp soranda yoktur ama O’nu. Ne yapmıştır ki babasına, nasıl bir hata işlemiştir ki, babası O’nu arayıp sormamıştır?
Yıllar yılları kovalar. Kız 18 yaşını doldurunca arayıp bulur babasını. Sormak istemektedir O’na yıllarca aranıp sorulmamasının nedenini. Telefonla görüşür. Aldığı çok basit cevaplar vardır. Bulamadım. Şimdi evlidir ve iki evlat sahibidir. Kendi hayatı düzenlidir ve bozmak istememektedir.
Evet sizlere iyi hafta sonları. Yazım hatalarım içim şimdiden özür dilerim.
21 Şubat 2008 Perşembe
BOYUNLUK
Bu boyunluk sevgili Ruşen'e doğum günü hediyem. Geçen cumartesi doğum günüydü. Kim bu bayan derseniz, kendisi benim eltim oluyor. Tekrar doğum günün kutlu olsun canımcım.
Gelelim boyunluğun tarifine. İpim kristal denilen parlak iplerden. 5 numara şişle ördüm. 35 ilmekle başladım ve selanik ördüm. Yaklaşık 150 gr ip gidiyor. O da selanik olduğu için. Belli bir miktar ördükten sonra 5'er ilmek ayırarak ördüm. Yani 5 ilmek ayırdım ve yükselttim.7 parçaya ayırdım. Şeritler elde ettim. Sonra yaklaşık 42 sıra ördükten sonra birleştirdim hepsini örmeye devam ettim. Boynunuzu saracak hale geldikten sonra, tekrar aynı şekilde 5'er ilmek 7 parçalı şeritler yaptım. Ama bu sefer diğer şeritlerin aralarından geçirerek (sepet şeklinde) bir alttan bir üstten olacak şekilde. Bütün şeritler tamamlanıp sepet gerçekleştikten sonra ilmekleri birleştirdim ve selanik örmeye devam ettim. Bittikten sonra süsledim. Üzerine güller yaptım. Ruşen çok beğendi. Palto üzerine atkı yerine hoş bir şey oldu bana göre.

