Genel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Genel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Eylül 2008

Şimdi Okullu Olduk

Her ne kadar bir hafta kadar geçikmeyle de olsa postumu girebiliyorum. Evet büyük heyecanla oğlum baldan tatlım okula başladı. Ne heyecan hemde. İki sene kreşe gitsekte bir gece önce bayağı bir mızırdandık. Elimizden geldiğince eşimde bende anlattık ve de yatıştırdık oğlumu. Elbette kolay değil. Okula geliş gidiş servisle olacak. Anne götürüp getirmeyecek. Bütün bunlar birleşince az da olsa korku kaplıyor insanın içini. Eşim ve ben götürdük ilk günü oğlumu. Sınıfa çantamızı yerleştirdik ve tören alanına gittik. Benim için aşağıdaki resimde her ne kadar belli olmasada, inanın çok zordu. Ayakta fazla kalamıyorum hemen aşağıya iniyor bebek. Ama Allah o gün ekstra bir kuvvet verdi sanki. Resimde karnımda fazla belli değil sanki ama gelin birde onu bana sorun :)






Öğretmenimiz bayan. Sanırım oğlum için bir avantaj.


Şimdilik yine bu kadar. Doğuma az kaldı ama benim için bayağı zorlu günler ama atlatacağım Allah'ın izniyle..

30 Ağustos 2008

Bebekler sıra sıra

Evet bir sevinçli haber aldık bugün. Eltim de hamile. Ufak bir hesapla benim bebeğimle arasında tam 8 ay olacak. Allah sağlık bir şekilde tamamını erdirmek nasip etsin inşallah. Tabii bu arada Berke'nin pabucu maalesef dama atıldı. :)) Tebrikler Ruşen ve Doğan

Benden diğer haberlere gelince efendim... Doğuma şunun şurasında yaklaşık 1 ay kaldı. Ama ben Ramazan Bayramı öncesi kucağıma alırım diye düşünüyorum. 24-25-26 Eylül gibi. Zaten Berke'de sezeryan olduğu için bu bebeğimde sezeryan olacak. Ama zor yürüyorum artık. Malüm kilolu kaldık hamileliğe :))

Berkem, baldan tatlı oğlum bu sene ilkokula başlıyorrr. Heyecanlıyız hepimiz.

Annemide taşıdık sonunda Eskişehir'e..
Havadisler bu kadar.

16 Nisan 2008

Yardım

Hamileyiz ya... Bu aralar canım acayip derecede kıymalı patatesli poğaça çekiyor. Ama çok da üşeniyorum yapmaya. Bana yardım bu konuda yaa. Şöyle kolay yapılabilecek şipşak bir tarif istiyorum. Yardım edersiniz değil mi?Yerken şöyle çıtır çıtır ağızda dağılsın.

Ha kimileri diyebilir. Hazır alıver diye. Olmuyor arkadaş. Burada hiç bir yerde yapan yok benim istediğim gibi.

Tarifleri bekliyorum...

26 Kasım 2007

Acillik Oldum

Canlar; sonunda acillik oldum vallaha. Sen koltukları kaplarsan, sonra öğretmenler günü için oğlumun öğretmenlerine şallar yetiştireceğim diyerekten kendimi helak ettim sanırım. Ama yaptığım şalları koyacağım yakında süper oldu. Bende çok beğendim. Övünmek gibi olmasın. Oğlumun öğretmenleride çok beğendi yaptıklarımı. Ama ben benden çıktı ve sonunda olan oldu cumartesi günü eşim acile kaldırdı beni. Tuturmuşum bir güzel. Elbette geçirmiş olduğum sıkıntılarında etkisi oldu. Olmadı desem yalan olur.

Ağrı kolumdaydı, sırtıma geçti. Sonunda nefesime vurdu. Nefes bile alamadım. Gittik. Yaptılar popodan iğne. Kan tahlili, akciğer röntgeni derken sonunda rahat nefes almaya başladım. Bir oh dedim. Oğlumla eşim beklediler gece beni. Eve saat 23:45 gibi geldik. Oğlumun uyku gözlerinden akıyordu. Ama şimdi iyiyim.

Bu arada bloklarda 1 senemi doldurdum. Darısı nice 1 senelere.

Öğretmenler Günü için post yazmaya niyetim vardı ama olamadı. Yinede tüm öğretmenlerin kutlu olsun.

Hepiniz sevgiyle kalın. Azıcık daha iyileşeyim, kapladığım diğer iki koltuğu, yaptığım şalları vede süper bir pasta tarifini yazacağım sizlere.

31 Ekim 2007

Canım İstemiyor

Farkındayım. Çok uzun zamandır ne yeni bir post yazabiliyorum, nede diğer blogdaki arkadaşları ziyaret edip yorum bırakabiliyorum. Beni çok etkiledi bu şehit haberleri. Ama bunun yanında kendi özel hayatımda da bazı sıkıntılar oldu. Hepsinin yakında geçeceğine inanıyorum. Sanırım herkesin böyle dönemler geçirdiği olmuştur. Bende böyle bir dönemden geçiyorum sanırım.

Bu yüzden bu aralar kusuruma bakmayın. Ama benide yalnız bırakmayın olur mu? Hepinizi çok seviyorum.

Kimi arkadaşlarım da ben uzun zamandır bloğa girmeyip yazı ve yorum yapmadığım için beni kendi listelerinden çıkarmışlar canları sağolsun :((

9 Ekim 2007

YETER ARTIK



Şırnak'ta şehit edildiler. Şehit edilen tüm ailelerin ocakları yanıyor. Sadece onların mı?Bu ülkeyi seven, bu ülkede yaşamaktan mutlu olan ve en önemlisi yüreklerinde Allah korkusu ve sevgisi olan her canın yüreği yanıyor. Nereye kadar? Ne zaman bitecek yada bitirilecek? Canlar daha ne kadar yanmaya devam edecek?


Bir terörizmdirki bitmedi bir türlü. Bitirilemedi. Nasıl bir olaydır ki akla ve mantığa sığmaz. Başladığı günden itibaren sonu getirilemez.

Bu kadar zor mudur bu harekata karar verebilmek. Türkiye Cumhuriyeti bu şehitler için daha ne kadar bekliyecek? daha kaç tane ocak yanacak, elle tutulur bir şeylerin olabilmesi için?


Erkek evlat yetiştiriyorum. Bana dediği tek şey "anne ben askere gitmek istemiyorum. Çünkü orada hep ölüyorlar. Ben ölmek istemiyorum." Bunu söyleyen benim 5.5 yaşındaki oğlum. O kadar çok görüyor ki televizyonda şehit haberlerini. Sanıyor ki askere giden herkez ölecek. Anlatmaya çalışıyorum dilim döndüğünce." Askere giden her erkek evlat ölmez oğlum, vatan kutsaldır, korunması gerekir"

Artık bir şeyler yapılsın. Artık şehit cenazelerinde yürekler yanmasın.

VATAN BÜTÜNDÜR BÖLÜNMEZ

Not:
Yukarıdaki banner buna uygun olsun istedim. Bu postu okuyanlardan ricam, kendi bloglarında da şehitlerimizden bahsetmeleri. Yani bir nevi blog hareketi. Bakalım biz blogçular neler yapabileceğiz yazılarımızla. Ne hissediyorsanız , iki cümle de olsa bahsedin. Hepinize kolay gelsin.

24 Eylül 2007

1999-2007

25 Eylül 1999. Nasıl geçti anlamak mümkün olmadı. Zaman su gibi. Acısı, tatlısı her şeyiyle. Hayat arkadaşım, eşim, sevgilim, aşkım, limanım. Nasıl başladı?Şaşırdı insanlar . Nasıl internetten evlilik olur diye. Sanal başlıyan ilişkimiz, gerçeğe dönüştü işte.Bir öykü misali. İki kişi ile başlıyan hayatımız oğlumuzla renklendi. Belki sonrasında daha da renklenir kim bilir?

MUTLU YILLAR HAYATIM. NİCE SENELERE. Şimdilik Oğlumuzla..

SENİ SEVİYORUM....

13 Eylül 2007

RAMAZAN GELDİ HOŞGELDİ...


11 ayın sultanı Ramazan-Şerif geldi.
Ne çabuk gelir kimse anlamaz. Çocukluğumda bana 3 gün oruç tuttururlardı. Başında, ortasında, sonunda. Sonrasında sonuna sıfır ekleriz olur 30 Ramazan derlerdi. Seninki daha makbül. Çocuk aklı işte kanardım. Birde o sıcak günlere denk gelen zamanlarda annem ile anneannem beni nasıl oyalıyacaklarını bilemezlerdi.
Sıcak sıcak Ramazan pideleri. Mis gibi kokar. Sofra da beklenir. Ankara'da olduğumuz için, İftar Saati programı sofra başına geçilerek seyredilir. Çünkü TRT 1 deki İftara Doğru programı, Ankara'da ki ezanla aynı zamanda verilir. Ezan sonrasında da dua vardır. Gerçi şimdide var ama ne yalan söyliyeyim bana fazla tad vermiyor. Programın başında Kur-an'ı Kerim okunur. Bende Rahmetli anneannemin Latin harflerinde olan kitabını alır ve okunacak yeri bulmaya çalışır ve okurdum. Güzel günlerdi işte.

Ramazan-ı Şerifiniz hayırlı olsun.

30 Ağustos 2007

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN

30 Mayıs 2007

Kıskandım





Sevgili Rahşan'ı çok kıskandım bende çektim, yayınlıyorum. Kafam fotoğraf işine yatmaya başladı. Hadi hayırlısı. Kıskandım dediysemde tatlı bir kıskançlık gerçek sanmayın emi.

20 Mayıs 2007

Bana Göre

Evet, hepinize sonsuz teşekkürler. Geçekten hayal dünyalarımız ne kadar geniş değil mi? Kendi ufak hikayemi anlatmadan önce sevgili Ayşegül hakkında da sizlere biraz bilgi aktarayım. Aşağıda bahsi geçen bilgileri kendi resim sergisine ait davetiyeden birebir aldım.



AYŞEGÜL YARAR


1982-1986 Gazi Üniversitesi Söbütay ÖZER'in atölyesinden mezun oldu. 1994-1996 yıllarında Hacettepe Üniversitesi master derslerine özel öğrenci olarak devam etti. Birçok karma ve kişisel sergiler açtı. Halen kendi atölyesinde çalışmalarına devam etmektedir.



KİŞİSEL SERGİLERİ:

1998 Kültür Bakanlığı Devlet Güzel Sanatlar Galerisi- ANKARA
1999 Çağ Ajans Sanat Galerisi- ANKARA
2000 Milo Sanat Galerisi- ANKARA
2001 Kavaklıdere Sanat Galerisi- ANKARA
2002 Ankara Tenis Kulübü Sanat Galerisi- ANKARA
2002 Halkbank Sanat Galerisi- ANKARA
2005 Galeri Sans- ANKARA (23 Şubat 2005)


Sanatçı, günümüzde giderek karmaşıklaşan ve parçalanmış toplumsal yaşam içinde devinim gösteren insan ilişkilerini resimlerinin ana temasını oluşturduğunu söylüyor. Yarar, bu bağlamda aşk, doğum, ölüm, yalnızlık, yok olma korkusu, cinsellik gibi evrensel olguları işliyor. Bu evrenselliğin, modern hayatın kendi özgün çerçevesi içinde nasıl maddileştiği onun temel sorunu. Böyle olunca da zaman ve mekanın yapılanışı resimlerine dinamizim kazandıran ana öğeler oluyor. Parçalanmış mekanlarda eş zamanlı olarak devinen insan ilişkileri, soyut figüratif biçimler olarak resimlerinde öne çıkıyor. İlk sergisinden bu yana hareket noktasını kendi yaşamı olarak belirleyen sanatçı, son dönemde mitolojide geçen ya da ilk toplumlarda kullanılan ve evrensel temaları ifade eden sembolleri incelemekte. Mitolojide cinsiyeti, yani erkek ve kadını sembolize eden geometrik şekilleri ön plana çıkarmaktadır.



Gelelim bana göre bu tablonun anlattıklarına. Gerçi bir tablo bana göre ancak ve ancak gerçekten sizin karşınızda ise bir hikaye yazılabilir. Sizi hislendirebilir. Eminim bu resmin kendisini değilde başka bir yerde baskısını görmüş olsaydım bu hikayem oluşmıyacaktı. Ama sizler bunu çok iyi başardınız, hepinize candan sevgiler ve kucak dolusu teşekkürler. İşte bendenizin ufak hikayesi. Bana göre tablonun hissettirdikleri.

Bir kadın. 30’lu yaşlarda. Güzel, alımlı. Hayatı zorluklar ve fırtınalar içindeyken birini tanıdı. Sonrasında limanı sandı O’nu, sevdi. Delicesine. Sığınmak istiyordu bir limana artık. Bulduğunu sandı limanını. Ama olamayacak bir aşktı onunkisi. Çok istedi limanına sığınmayı. Limana sığınsın ki hayatı durulsun. Kendi hayatı fırtınalarla doluydu. Dinginlik ve huzur arıyordu.
Sevdiği adamın son öpücüğünü aldı. Kalbi acımaya başladı. Kalbinin parçalanacağını sandı, tuttu. Sevgi bu kadar acı verebilir miydi? Ne kadar sevse de, ayrılmak istemese de zorunluydu. Gururluydu, başını öne eğip zayıflık edip ağlamak istemiyordu. Şimdiye kadar nasıl zorluklara katlandıysa, bu acıyı da atlatıp hayatına devam edecekti. İnanıyordu önüne sığınabileceği daha nice limanlar çıkacaktı. Ama her ne kadar böyle düşünsede bu çok acıtmıştı. Keşke imkânsız olmasaydı da, ayrılmasaydı sevdiceğinden.
Ayrıldılar. Her ne kadar kalbi acıyla sızlasa da, parçalanacak gibi olsada.

15 Mayıs 2007

Size Göre


Bu tabloyu annemin alt komşusu yapmış. Kendisi ressam. Ayşegül Yarar. Resimleri bir dünya, kendisi ise bambaşka biri. Çok sevdiğim, saygı duyduğum birisi. Onunla sohbet etmek her zaman beni mutlu eder. Esasında kendisi hakkında sizlere anlatacağım çok şey var ama, öncelikle birer hikaye bekliyorum bu resim için. Ben ilk gördüğümden beri bu resim bana çok şey anlatıyor. Bakalım sizlere neler anlatacak? İlk önce sizlerin neler hissettiklerinizi öğrenip kendi yazdığım küçük hikayeyi anlatacağım sonrasında. Merakla bekliyorum yorumlarınızı.

13 Mayıs 2007

ANNE



Annemin yanından daha yeni ayrıldım. Yeni geldim Ankara’dan. Ama ne olursa olsun özlüyor insan yinede. Kalpteki yeri farklı. Hele bir de anne olduğunda, daha da iyi anlayabiliyorsun işte. Ana olmak... Kendi canında can taşımak, doğurmak, emzirmek ve hayata hazırlayıp bir birey olarak yetiştirebilmek. Elbette babaların payı azımsanamaz. Ama en çok özveride bulunan varlığın kadınlar olduğu bir gerçek. Dünyanın neresinde olursa olsun hepsi bütün anneler aynı. Tek farkları yaşam şartları. Aşağıda sizlerinde hoşunuza gidecek bir şiir buldum. Eminim sizlerde beğenirsiniz.


ANNE

Senden uzaklarda gam var, keder var.
Yaralı gönlümü hasretin dağlar…
Yollar uzak, geçit vermiyor dağlar,
Sensizlik, çekilmez dert imiş anne...

Su dar günlerimde yanımda olsan,
Çocukluğum gibi bağrına sarsan,
Yine dertlerimin ortağı olsan.
Silsen, gözlerimin yaşını anne…
Sardı bedenimi, bölük bölük dert…
Yüklendi üstüme gam ve kasavet.
Aldı yavrunu da, elinden gurbet,
Çırpınır, hep seni anarak anne...
Alıp da başımı dizine koysan,

Saçlarımı tel tel edip okşasan…
Arada bir öpsen ve kucaklasan,
Kalmazdı bir derdim, yanında anne…

Döv bir çocuk gibi, ol da yanımda…
Hüngür hüngür ağlat beni kolunda,
Dert, içime ata ata doldu da,
Boşaltayım, dizin dibinde anne…

Ahmed Günbay Yıldız


Benimde canım anamın anneler günü kutlu olsun. Her ne kadar bu yazdığım yazıyı görmese de şimdilik. Bana emek verdiğin, hayatından benim için özveride bulunduğun için teşekkürler anacım. Verdiğin emeklerin hiç biri boşa çıkmadı. Hepsi bende, yerli yerinde. İlmek ilmek dokuduğun hayatımda, şimdi ben oğlumu dokumaya çalışıyorum. İlmek ilmek. Senin hakkını ödemek mümkün değil. Sana binlerce teşekkürler. Beni hayata getirip tek başına büyüttüğün için. Hakkını ödeyemem anacığım……

7 Mayıs 2007

Taze Sarımsak ve Hıdrellez

36 yaşını bitirip, 37 yaşından gün almaya başladıktan sonra gelelim boşladığımız bloğumuzdaki yazılarımıza. Sizlere iki ayrı konu yazacağım. Çünkü yarın Ankara yolcusuyum. Biraz çabuk karar verdim gerçi ama olsun. Yanılmıyorsam annemin bana ihtiyacı var. Ama kendide çok inatçı. Akıl verirsin almaz. Sonra çok yoruldum her şeyi düşünmekten der. İşte tek çocuk olmanın zorluklarından minicik bir tanesi. Annemin aklı her daim doğrudur. Başkasının aklı ona uymaz. Onun yerine hem düşünülmesini hemde düşünülmemesini ister. Bazen kafayı yeme noktasına geliyorum ama. Neyse. Benim anam, canım başımın tacı işte.

Her neyse gelelim konularımıza. İlk önce sizlere sarımsaktan bahsetmek istiyorum. Ama taze sarımsak. Sizleri bilmem ama taze sarımsak çıktığında hiç dayanamam ve eğer karnım açsa bir oturuşta bir baş taze sarımsak, yanına güzel tam yağlı bir peynir ve taze ekmek. En lezzetli yemeği verseler elimin tersinle iterim o anda.


Bana göre her bahar taze sarımsak yendiğinde takip eden kışta daha az hasta olunuyor. Ben bunu kendimde defalarca denedim. Hangi sene sarımsağı fazla yiyemediysem o senenin kışı ben çok hasta oluyorum. Böyle diş diş olacak. Yemek yanında, hele birde et yemeği, süper bana göre.

Haa gelelim meşhur sarımsak kokusuna. Buna diyebileceğim maalesef bir şey yok. İşte vivident türü naneli sakızlar olabilir ama en iyisi siz yerken evdeki herkesin de en azından bir diş sarımsağı yemelerini sağlayın. Böylece kimse kimsenin ağzındaki sarımsak kokusunu almaz. Herşey sağlık için. Değil mi ama :)

Gelelim ikinci mevzuya. Bildiğiniz gibi hıdrellez geçtiğimiz 5 Mayıs'ı 6 Mayıs'a bağlayan geceydi. Bizde ailecek kayınvalidemin oturdukları bahçeli eve gittik. Hem benim doğum günümü kutlarız dedik. Havada sıcak, kaçırılmaz; elimizdeki küçük mangalımızı da yakarız keyif yaparız dedik. Neyse mangal sefasını yaptık. Mangal olurda, sonrasında mangalda pişen Türk Kahvesi olmaz mı? Hem de nasıl oldu. Eşimin kardeşi Doğan başında, pişirdi kahveyi. Gerçi cezvemiz bakırdan olsaydı daha bir güzel olacaktı ama bu bile enfesti. Doğan, ben ve birde kayınpederim içtik kahveyi. Eşim zaten oldu olası sevmez. Ruşen ve Kayınvalidem de "biz çay içelim dokunmasın" dediler. Ama bence hata ettiler. Valla uzun süredir içtiğim en lezzetli kahveydi. Sonrasında mangalda bir kor oldu ki. Gece de çok güzel görünüyordu ateşin koru.















Sonrasında dışarıda yakılan ateşlere bakmaya gittik. Mahallenin çocukları inşaat temellerinde lastik yakmışlar. Bu ateş işini ben anlayamıyorum. Ateş yakılsın da neden lastik. Soluduğumuz hava yeteri kadar kirli, birde lastik dumanı. Üzerinden atlayan çocukları görmenizi isterdim. Hepsi birer zenci olmuşlardı dumandan. Eve dönerken etraf sanki sis basmış gibiydi. Herhangi bir esinti olmadığı içinde duman dağılmayıp etrafta olduğu gibi kalmıştı işte. Bence bu ateş işini sadece odun parçalarıyla yapsalar nasıl olur? Hıdrellez olmaz mı yoksa?:P


4 Mayıs 2007

40'a Kaldı 4

Evet, 40’a kaldı 4. Geldim 37 yaşıma.
Nasıl geçti? Bir anlayabilsem. Şarkıda dediği gibi

Nasıl geçti habersiz o güzelim yıllarım
Bazen gözyaşı oldu, bazen içli bir şarkı
Her anını eksiksiz dün gibi hatırlarım
Dudaklarımda tuzu, içimde yanar aşkın

Şarkı ne doğru söylemiş. Bir haber bile vermedi hayatım geçip gidiyor. Ama her yaşım güzel, mutlu. Kendine göre acısı, tatlısı oldu. Olmasa olur mu zaten. Ot gibi bir hayat. Didişeceksin, kavga edeceksin, bağıracaksın, kahkahalarla güleceksin.



Hayat maalesef öyle kısa ki. Anlayamıyor insan nasıl geçtiğini. Hele birde evlenip dünya tatlısı oğlun olursa hayat çok daha çabuk geçiyor. Hayat kaynağım, yaşam sevincim benim, oğlum Berke'm. Eşim ise hayat arkadaşım, yoldaşım, sevgilim, Mustafa'm.



Daha ne diyeyim. Sana çok teşekkür ederim anacım. Beni doğurup, baktığın büyüttüğün için. Her ne kadar babasız bir evlat büyütmek zor olsada. Her ne kadar babam bu sorumluluğu kabul etmek istemese de.


Doğum Günüm kutlu olsun. Benim gibi 5 Mayıs’ta doğan herkesin doğum günü kutlu olsun. Hayat çok güzel. Nefes alabiliyorsanız, eliniz kolunuz tutuyorsa, bunlar yeterli olabilmeli.