Gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ağustos 2007

Eski Paralar

Sevgili Eda beni mimlemiş. Sağolsun. Mimlendik yani ama önce sizlere bu paralardan bahsedeceğim sonraki postumda da Edacığımın isteği olarak mimlenme hareketine devam edeceğim. Umarım sevgili Eda bana darılmaz neden hemen yapmadın diye. Ama bu aklımdayken ve zamanı geçmeden bu postu yazmalıydım.

Sizlere annemin anjiyo olduğundan bahsetmiştim bir önceki postumda. İşte annem hastanede yatarken bu hastaneye çok yakın bir bakkal dükkanında gördüm bu eski paraları. Bu bakkal dükkanını işleten Ali Şenligil. Kendisi ufak ama çok hoş bir bakkal olan Ünal Gıda Pazarı'nın sahibi. Burada eski paralardan başka eski bir gromofon ve çeşitli eski radyolar var. Benim en çok ilgimi çeken ise Cumhuriyet'in ilk parasının da burada olması. Paraların hepsi cam altında. Bende resimleri öyle çekmek zorunda kaldım. Ama Ali bey burasını yılbaşında devredeceğini söyledi."Artık çok zor oluyor, yaşlandım artık" dedi. Ama ilgilenmek istiyen kişilere bu paralar hakkında bilgi aktarabileceğini söyledi. Bende buna aracı oluyorum ve telefon numaralarını sizlere ulaştırıyorum. İlgilenenlere duyurulur.

Ünal Gıda Pazarı Ali Şenligil
Adres: Mamak Cad. No: 29/B (Göz Bankası Karşısı) (Ankara Üniversitesi Kalp Merkezi yakını) Ankara
Tel: 0 312 363 05 64 Ev : 0 312 319 51 66









12 Temmuz 2007

Ulu Camii

Bu aralar canım hiç bir şey yapmak istemiyor işin açığı. Ne bilgisayarla haşır neşir olmayı, ne de başka bir şey. Sanırım havaların sıcaklığı beni oldukça etkiledi. Ama yeter artık. Olmuyor böyle canım.
Sizlere daha öncede bahsetmiştim Bursa'ya gittiğimizi. Orada Ulu Cami’yi gezmiştik. Ama bu son gidişimizde annem de yanımızdaydı. Annem tam 53 sene önce gitmiş buraya. Nasip oldu bunca sene sonra tekrar gezmek. Camileri gezmek insana başka bir huzur veriyor. Hele gezdiğiniz cami bunun gibi haşmetli olursa. Ama ne yazık ki anlatamadığım ve beni son derece rahatsız eden bir koku var içeride. Bu koku da sanırım, içerisinde alınan abdestten sonra kurulanmayan ayaklarla gezinmekten kaynaklanıyor. Abdest alan erkekler elbette yanlarında havlu taşısınlar demiyorum ama bu koku insanı bayağı rahatsız ediyordu. Rutubet desem değil. Bilemedim yani. Nasıl bir çare getirilir, yorum yok bu konuda.

Ama içerideki yazıların güzelliği anlatılmaz. Herkesin bir kere mutlaka görmesi gereken bir yer diye düşünüyorum. Türkiye'deki camiler arasında şadırvanı içinde olan tek cami özelliğini taşıyor. Ve şadırvandan akan suyun çıkarmış olduğu ses duvarlarda çok değişik bir eko yapıyor. Camii de şu anda restore çalışmaları sürdürülüyor. Aşağıda sizlere sadece çektiğim resimleri yayınlayacağım. Resim altlarına herhangi bir yazı yazmayayım dedim. Bu nedenle tüm hissettiklerimi burada noktalayayım. Umarım bir daha ki postu bu kadar geçe bırakmam. Hepiniz sağlıcakla kalın.







3 Temmuz 2007

Kınık Festivali

Sanırım biraz ara verdim. Annem yanımdaydı ve O buradayken maalesef bilgisayarın başına oturamıyorum. Oldum olası zaten sevmez. Neyse annemi yolcu ettik ve hafta sonu tatilini eşimin köyünde geçirdikten sonra vakit bulup oturdum ve klavyemi tıkırdatmaya başladım.

Eşimin annesi Bilecik ili Pazaryeri Kasabası Dereköy Köyünde. Yazları burada geçiriyorlar. Kışları Eskişehir'deler. Bizde hafta sonu tatilimizi geçirmek için gidelim dedik. Şansımıza yakın köylerden olan Kınık’ta 30 Haziran’da Çömlekçilik Festivali varmış. Sizlerde duymuşsunuzdur belki bu köyün adını. Kınık Köyü’nün çok büyük bir kısmı Bulgaristan göçmeni. Çömlekçiliği de oralardan getirmişler. Atadan yapıyorlar bu işi.

Köy meydanına Festival için ayırmışlar. Ama işin açığı bana pek tad vermedi. Yalnız tesadüf eseri bir atölye ye girdik ve iyiki de girmişiz. Burası Özdemir Seramik. Sahibi bize hem atölye’yi gezdirdi, hem de bu çömleklerin nasıl yapıldığı hakkında bilgi aktardı.











Yukarıda görünen ilk makina, toplanan toprağı ilkönce eziyor ve içerisindeki çakılları ezmeye başlıyor. Sonrasında da ikinci makinanın ağzından ezilmiş ve kullanılabilecek şekilde boru şeklinde çıkartıyor. Hamur haline gelen çamur beklemeye alınıyor ve kendine özel havuzunda dinleniyor.











Sonrasında çamura elle şekil verilecek olan bölüme geçiliyor ve işte sanat başlıyor. Yaratıcılık. Çamura ne istiyorsan şekil vermek sana kalmış. Çamurun maharetli ellerde hayat bulması. Atölye sahibi bu aralar çömlekçiliğe ara vermiş. Çünkü elindeki ürünler bayağı fazla. Turistik yerlere satmaya çalışmış ama parasını tahsil edememiş. O'da kendi köyünde bunları pazarlıyor.

"Zaten beni bilen biliyor" diyor. Çok da konuşkan.













Yeniden hayat verilen çamurlar özel fırınlarında piştikten sonra, atölye sahibinin eşi süslemeleri yapıyor. Renklerle canlanıyor, pişen çamur.


















Ama bir şey itiraf etmeliyim. yapılan tüm ürünlerin, aynı şekilde süslemesi yapılyor. Yaratıcılık fazla göz önünde değil.

Bende süslenmemiş testi, ufak bir güveç , balık pişirmek için balık tepsisi ve de kül tablası aldım. Kül tablasını özellikle süslemek için düşündüm. Bakalım ortaya ne çıkacak bende daha bilmiyorum. İşte bendenizin hafta sonu tatilinden notlar. Hepiniz sağlıcakla kalın.

1 Haziran 2007

İskender Efendi Konağı


Geçenlerde Bursa'ya gittik ve tesadüf eseri burada yemeğimizi yedik. Burası Bursa Botanik park içinde yer alan İskender Efendi Konağı.

Kısaca şöyle anlatılıyor. Üçüncü kuşak torun Süleyman oğlu Yavuz İskenderoğlu'nun, 1996 senesinden 26 Temmuz 2003'e kadar süren 6 yıllık bir emek ürünü olan Kebapçı İskender'in Botanik Projesi iki ana yapıdan oluşmaktadır. Bu yapılardan birincisi 19.yy Kayhan Çarşısı'ndaki kebapçı dükkanının aynısı baz alınarak yapılan "Kebapçı İskender Dükkanı", diğeri ise 17.yy. İskender Efendi Konağı'nın o dönemin malzeme ve yapım usulüyle yeniden yapıldığı "İskender Et Lokantası"'dır.

Yediğim en lezzetli Kebaptı diyebilirim. Fiyatıda çok makul.Yemeğimizi yedikten sonra konağı gezdik. Yukarıda görülen masanın bana hissettirdiği ise, sanki Atatürk ve silah arkadaşları biraz sonra gelecekler ve orada yemeklerini yiyecekler. Yukarıda masanın yaklaşık yarısı görünüyor. Konak bir Müze Restaurant.
Öyle güzel bir yapı ki sizi o yıllara götürüyor sanki. Çektiğim tüm fotoğraflar bu konağın içinden.

İşlemeleri çok beğendim.




Toplantılar için eşsiz bir yer.



Yemeğimizi, konağın bahçesinde güller arasında yedik. Markalaşması konusunda tamamen hak verdim. Her yerde İskender diye satılan Kebaplar ile arasında çok büyük fark var.


Eğer günün birinde yolunuz Bursa'dan geçerse; benden sizlere tavsiye, yemek molanızı mutlaka ve mutlaka burada verin. Ortam süper. Hele birde eski konaklardan hoşlanıyorsanız. Ama Botanik Park'ın içinde yer alan İskender Efendi Konağı'nda.