18 Eylül 2007

BİRAZDA ŞİİR

Yıldızları süpürürsün, farkında olmadan,
Güneş kucağındadır, bilemezsin.
Bir çocuk gözlerine bakar, arkan dönüktür,
Ciğerinde kuruludur orkestra, duymazsın.
Koca bir sevdadır yaşamakta olduğun, anlamazsın.
Uçar gider, koşsan da tutamazsın...
William Shakespeare

En uzak mesafe ne Afrika’dır
ne Çin, ne Hindistan,
ne seyyareler
ne de yıldızlar geceleri ışıldayan…
En uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir
Birbirini anlamayan
Can Yücel

DOSTLUK
Biz haber etmeden haberimizi alırsın,
yedi yıllık yoldan kuş kanadıyla gelirsin.
Gözümüzün dilinden anlar,
elimizin sırrını bilirsin.
Namuslu bir kitap gibi güler,
alnımızın terini silersin.
O gider, bu gider, şu gider, dostluk,
sen yanı başımızda kalırsın
Nazım Hikmet RAN

GELDİGİMDE
Geldiğimde notun duruyordu masanın üzerinde
Sekizde yatmıştın
Saatime baktım sekizi beş geçiyor
O gün anladım bu ilişkinin yazgısını
Takvim tutmazlığı
Aramızda düşman gibi duran zamanı
O gün anladım
Senin bana erken
Benim sana geç kaldığımı
Murathan MUNGAN

AĞLAMAK MESELESİ
Nasıl etmeli de ağlayabilmeli
Farkına bile varmadan?
Nasıl etmeli de ağlayabilmeli
Ayıpsız, Aşikare, Yağmur misali?
Neylersin alışkanlık
İçin kan ağlarken yüzün güler
Dikilitaş gibi dinelirsin yine.
Yavrum, erişmek ne müşkülmüş meğer,
Anneler gibi ağlamanın yiğitliğine?
Nazım Hikmet RAN

AĞLAMAK
Ağlamak
Bazı acılarda yetmez
Bazı ölümlere
Örtüsüdür bazı acıların
Örter, örtülmez
Savunur bir süre
Ağlayanlar sevinmeli
Sevin ağlayabiliyorsan
Acılar art arda dinmeli
Durur bir nöbetci gibi
Durur bir bekci gibi
Zamana gülmeli-gülmeli.
Sevin ağlayabiliyorsan
Unutmanın kardeşidir ağlamak
Uyur uyanır yatağında duyguların
Düşüncenin kucağında hep çocuktur
Ağlamak.
Özdemir ASAF

YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ
Yalnızlık, yaşamda bi an,
Hep yeniden başlayan.
Dışından anlaşılmaz.
Ya da kocaman bir yalan,
Kovdukça kovalayan.
Paylaşılmaz.
Bir düşün'de beni sana ayıran
Yalnızlık paylaşılmaz
Paylaşılsa yalnızlık olmaz.
Özdemir ASAF

YARIN
Öyle çabuk geçiyor ki günler
Hele sen de bir bak hayatına.
Daha dün doğmuşuz sanki
Yeni okula başlamışız
Yeni sevmişiz
Öyle çabuk geçiyor ki günler
Hele sen de bir bak hayatına
Yarın bitecek sanki her şey
Yarın ölecek gibiyiz.
Daha doymamışız yaşamasına
Günlerimiz dün bir, bugün iki
Sakın bir şey bırakma yarına
Yarın yok ki.
Özdemir ASAF

NE YAPARDINIZ?

Yine gelen maillerden birisi. Büyük bir ihtimal silerede geliyor bunlar. Bloglar paylaşım olduğu için yayınlıyorum bende. Bende kalmasın, herkes okusun diye.

NE YAPARDINIZ?...
Kararı siz verin. Komik bir cümle beklemeyin, çünkü yok. Yine de okuyun.
Sorum şu : Aynı kararı siz verir miydiniz?

Okuma ve öğrenme zorluğu çeken çocuklara özel eğitim veren bir okul için bağış toplama yemeğinde, çocuklardan birisinin babası katılımcılar tarafından asla unutulmayacak bir konuşma yaptı. Okula ve kendini adamış öğretmenleri kutladıktan sonra şöyle bir soru sordu:
'Dışardaki etkenler tarafından etkilenmedikçe doğa herşeyi mükemmel bir şekil ve sırada yapıyor. Ama yine de oğlum Shay, diğer cocukların öğrendikleri gibi öğrenemiyor. Diğer çocukların anlayabildikleri gibi anlayamıyor. Oğlumda doğal olması gerekenler şeyler nerede? '
Bu soru karşısında dinleyiciler sessiz kaldılar. Baba devam etti.
'Ben inanıyorum ki, dünyaya fiziksel ve zeka engelli Shay gibi bir çocuk geldiğinde, gerçek insan doğası kendini gösterme fırsatını buluyor ve bu da insanların o çocuğa davranış şekillerinde kendini gösteriyor.'
Ve sonra aşağıdaki hikayeyi anlatmaya başladı:
Shay ve babası bir gün parkta Shayın tanıdığı birkaç çocuğun baseball oynadıklarını gördüler. Shay sordu,
'Acaba oynamama izin verirler mi?'
Shay'in babası çoğu çocuğun Shay gibi bir çocuğun takımlarında oynamasını istemeyeceklerini ama aynı zamanda eğer oğluna izin verirlerse oğlunun o çok ihtiyacını duyduğu, engellerine rağmen başkaları tarafından kabul edilmenin özgüveni ve sahiplenme duygusunu vereceğini de biliyordu. Shay'in babası çocuklardan birinin yanına yaklaştı ve (fazla birşey beklemeyerek) Shay'in oynayıp oynayamayacağını sordu. Çocuk şöyle danışabileceği birilerine baktı ve sonra,
'Şu anda 6 sayı gerideyiz ve oyun sekizinci turunda. Herhalde takıma girebilir ben de onu dokuzuncu turda vurucu olarak sokmaya çalışırım' dedi.
Shay büyük bir gayretle takımın yanına gitti ve yüzünde kocaman bir gülümseme ile takım T-shirtini giydi. Babası gözünde yaş, kalbi sıcak duygularla dolu onu izledi. Çocuklar oğlunun kabul edilmesinden dolayı babanın mutluluğunu gördüler. Sekizinci turun sonunda Shay'ın takımı birkaç puan kazandı ama hala 3 sayı gerideydi. Dokuzuncu turun başında Shay eldiveni eline geçirdi ve sağ açık sahaya çıktı. Ona doğru hiç top isabet etmemesine rağmen oyunda olmaktan son derece mutluydu ve babası ona tribünlerden el salladığında yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. Dokuzuncu turun sonunda Shay'ın takımı yine puan kazandı. Şimdi bütün kaleler doluydu, oyunu kazanma şansı ortaya çıkmıştı ve topa vurma sırası Shay'e gelmişti. Bu noktada Shay'ın vurucu olmasına izin vererek oyunu kaybetme riskini mi almalıydılar? Şaşırtıcı bir hamleyle Shay'e sopayı verdiler. Herkes onun topa isabet ettirme şansının sıfır olduğunu biliyordu, çünkü bırakın topa vurmayı Shay sopayı bile tutmasını bilmiyordu. Ama Shay sahaya çıktığında top atıcı, diğer takımın kazanma şansın bir kenara bırakarak Shay'e bu fırsatı tanıdıklarını görünce birkaç adım öne giderek yumuşak bir şekilde topu Shay'e doğru fırlattı. İlk topa Shay zorlukla sopayı savurdu ama ıskaladı. Atıcı tekrar birkaç adım öne doğru geldi ve topu yine yumuşak bir şekilde Shay'e doğru attı. Shay sopayı savurdu ve hafifçe topa dokunarak yere, atıcıya doğru vurdu. Oyun şimdi bitecekti. Atıcı topu yerden aldı, ilk kaledeki adamına kolaylıkla atabilecek ve Shay'i sobeleyerek oyunu bitirebilecekti. Ama atıcı topu aldı ve ilk kaledeki adamının başının üzerinden diğer takım arkadaşlarının erişemeyeceği bir yere fırlattı. Tribünlerdeki herkes ve iki takım da bağırmaya basladılar,
'Shay, ilk kaleye koş, ilk kaleye koş!'
Shay hayatında hiç bu kadar uzağa koşmamıştı ama ilk kaleye gidebildi. Şaşkınlıktan büyümüş gözleriyle yere çöktü. Herkes bağırmaya devam etti,
'İkinci kaleye koş, ikinci kaleye koş'
Nefes nefese kalan Shay zorlukla ikinci kaleye koşabildi. Shay ikinci kaleye geldiği sırada açık sahada diğer takımdan biri topu almıştı. Takımın en küçüğü olan bu çocuk kahraman olma şansını elinde tutuyordu. Topu ikinci kaledeki adamına atabilirdi, ama top atıcısının niyetini anladığından o da kasıtlı olarak, topu üçüncü kaledeki arkadaşının başının üzerinden attı. Herkes bağırıyordu,
'Shay, Shay, Shay, bütün yolu koş Shay!'
Karşı takımdan birinin yardım ederek onu üçüncü kaleye doğru döndürmesiyle Shay üçüncü kaleye koşabildi, 'Üçüncüye koş Shay, üçüncüye koş!'
Shay üçüncüye gelirken diğer takımdaki çocuklar ve seyirciler ayağa kalkmışlardı ve bağırıyorlardı,
'Shay, hepsini koş! Hepsini koş!'
Shay hepsini koştu ve oyunu takımı için kazanan bir kahraman olarak herkes tarafından alkışlandı.
'O gün', dedi babası, gözlerinden yaşlar asağıya doğru süzülerek,'iki takımdaki çocuklar da dünyaya bir parça sevgi ve insanlık getirmeyi başardılar'. Shay bir sonraki yaza yetişemedi. O kış öldü. Bir kahraman olduğunu ve babasını mutlu ettiğini ve eve geldiğinde annesinin de gözyaşları içinde onu kucakladığını asla unutmadı.

17 Eylül 2007

İNÖNÜ GÖZLEMESİ

Bilmiyorum kaçınız biliyor bu tarifi, ama ben komşumdan yeni öğrendim. Hem yapımı çok kolay, hemde vitamin deposu. Özellikle yumurta yemeyen çocuklarınız için ideal. Öncelikle kaç yufkadan yapacaksanız o kadar yumurta kullanıyorsunuz. Eğer bu oran size fazla geldiyse 1 yufkaya 1/2 yumurta kullanabilirsiniz. Bolca yoğurt, kıvamı bu sağlıyor çünkü, elbetteki sıvı yağ ve biraz tuz. Resimlerde nasıl bir kıvamda olduğunu rahatça anlıyabilirsiniz.Öncelikle yufkaları yarıya bölüyorsunuz ve harcımızdan bolca sürüyoruz. Bolca derken gerçekten bolca.



Şekilde görüldüğü gibi katlıyoruz.


Hiç bekletmeden hemen tavamızda çok az yağda hemen alt üst pişiriyoruz. İçinde peynir ve maydanoz yok dikkat ettiyseniz. Yerken sanki varmış gibi oluyor. Çünkü yoğurt kesiliyor ve peynir hissi uyandırıyor. Yumuşacık bir gözleme. Şükrancığım iyi ki gösterdin, sağol canım. Sizlere de afiyet olsun. Arzu ederseniz sahurda yapabilirsiniz. Yumurta olduğu için tok da tutar diye düşünüyorum.

16 Eylül 2007

PAGET HASTALIĞI


Bu mail bana geldiği an sizlerle paylaşmaya karar verdim. Esasında mail olarak gönderilmesi isteniyordu ama bloğumda yayınlarsam daha çok kişiye ulaşabileceğimi düşündüm.


Anneler, kızlar, kız kardeşler, hala ve teyzeler, arkadaşlar vs. Kasım ayında , nadir rastlanan bir çeşit meme kanseri bulundu. Bir bayanın göğsünde bir isilik gelişti. Doktoru mamagrofisi temiz olduğu için antibiyotikle enfeksiyonu tedavi etti. İki kontrolden sonra isilik kötüye gitmeye başladı. Doktoru bir mamografi daha istedi.Bu sefer bir kitle görünüyordu. Biyopside hızlı büyüyen habis ur bulundu. Büyümesini geri çekmek amacıyla kemoterapi başladı, sonra mastectomy yapıldı, kemoterapi tamamlandı ve radyasyon tedavisi yapıldı. Şiddetli tedavinin yaklaşık dokuz ayından sonra bayan temiz bir sağlık listesi verdi. Yaşamının bir yılının her günü onunla doldu . Sonra kanser karaciğer bölgesine geri döndü . Dört tedavi aldı ve kaliteli bir hayat istediğine karar verdi, kemoterapinin daha sonradan ortaya çıkan etkisini yaşamak istemiyordu. Beş büyük ayı vardı ve son gününü en ince ayrıntısına kadar planladı. Morfine ihtiyaç duyduğu birkaç günden sonra öldü. Her yerdeki kadınlara dağıtılsın diye bu mesajı bıraktı KADINLAR, LÜTFEN NORMAL OLMAYAN HERHANGİ BİR ŞEY KARŞISINDA DİKKATLİ OLUN VE MÜMKÜN OLDUĞU KADAR ÇABUK YARDIM ALMAK İÇİNDE KARARLI VE İNATÇI OLUN.

Paget Hastalığı : Bu nadir tipte bir meme kanseri ve memenin dış çeperinde , meme ucunda ve haresinde isilik gibi görünüyor , daha sonra dış kenarı kabuklu bir yara haline geliyor.Meme kanserinden hiç şüphe duymadım ama kanserdi. Meme ucum bana hiç değişik gelmiyordu fakat isilik beni rahatsız etti, bu nedenle doktora gittim. Ara sıra kaşındı ve ağrıdı fakat bunların dışında beni rahatsız etmedi. Sadece çirkin ve sıkıntı vericiydi, doktorum ve dermatolog tarafından daha önce deri yangısı için verilen bütün kremlerle temizlenemedi . Biraz endişeli görünüyorlardı fakat kanser olabileceği konusunda beni uyarmadılar. Şimdilik, dışarıdaki pek çok kadının meme ucundaki yada çevresindeki bir isiliğin yada yaranın kanser olabileceğini bildiğini sanmıyorum. Benimki meme haresinde tek bir kırmızı sivilce olarak başladı. Meme ucunun Paget hastalığında problemin en büyüğü semptomların zararsız görünmesi. Çoğunlukla deri iltihabı veya enfeksiyonu olduğunu düşündürüyor, en önemli talihsizlik ortaya çıkartma ve bakımında gecikme.

SEMPTOMLAR NELER ? Meme ucunda kaşıntıya ve yanmaya neden olan sürekli kırmızılık, akıntı ve kabuk bağlaması. ( Benim durumumda , ben fark edene kadar çok fazla kaşıntı ve akıntı yoktu, fakat bir tarafta dış kenarda kabuk vardı. ) Meme ucunda iyileşmeyecek bir yara. ( Benimki meme haresi üzerinde idi.) Genellikle sadece bir meme ucu etkileniyor. Nasıl teşhis edilir? Doktorunuz fiziksel olarak muayene etmeli ve iki memeninde mamografisini acil olarak çektirmenizi istemeli. Kırmızılık, akıntı ve kabuk deri iltihaplanmasına çok benziyorsa bile, eğer yara tek memenizde ise doktorunuz kanserden şüphelenmeli. Neler olduğundan emin olmak için doktorunuz yaradan biyopsi almalı. Bu mesaj ciddiye alınmalı ve mümkün olduğu kadar çok sayıda akrabanız ve arkadaşlarınıza geç meliki birinin hayatını koruyabilmeli. Benim meme kanserim, büyük dozlarda kemoterapi aldıktan, 28 kez radyasyon tedavisi olduktan ve Tamaxofin aldıktan sonra yayıldı ve kemiklerimi sardı. Eğer başlangıçta meme kanseri teşhisi konulsaydı belki yayılmayacaktı...

TÜM OKUYUCULARA : Bu o kadar üzücü ki, kadınlar Paget Hastalığının farkında değiller. Biz diğerlerini bu mail ile hastalığın ve potansiyel tehlikesinin farkına vardırabiliriz, her yerdeki kadınlara yardım edebiliriz. Lütfen , eğer yapabilirseniz, bir dakika alır bu mesajı olabildiği kadar çok insana göndermek, özellikle akraba ve arkadaşlarınıza .Sadece bir dakika alır , sonucunda bir hayat kurtarır.


Ben bu konuda son derece bilgisizdim esasında. Umarım sizlerde bunu okuyup bilgi alırsınız. Hepiniz sevgiyle ve sağlıcakla kalın.

14 Eylül 2007

ACİL YARDIM

Yardıma ihtiyacım var çünkü counterlar kafayı yedi. Arka planları çıkmıyor. Beyaz bir sayfada akıp duruyorlar. Güzel counter sayfaları bilen varsa bana bildirebilir mi? Bunları düzenliyeyim ki hangi ülkeden, hangi şehirden, kimler online bileyim. Ben meraklının biriyim. Online ama nereden değil mi? Şimdiden hepinize teşekkürler.

13 Eylül 2007

RAMAZAN GELDİ HOŞGELDİ...


11 ayın sultanı Ramazan-Şerif geldi.
Ne çabuk gelir kimse anlamaz. Çocukluğumda bana 3 gün oruç tuttururlardı. Başında, ortasında, sonunda. Sonrasında sonuna sıfır ekleriz olur 30 Ramazan derlerdi. Seninki daha makbül. Çocuk aklı işte kanardım. Birde o sıcak günlere denk gelen zamanlarda annem ile anneannem beni nasıl oyalıyacaklarını bilemezlerdi.
Sıcak sıcak Ramazan pideleri. Mis gibi kokar. Sofra da beklenir. Ankara'da olduğumuz için, İftar Saati programı sofra başına geçilerek seyredilir. Çünkü TRT 1 deki İftara Doğru programı, Ankara'da ki ezanla aynı zamanda verilir. Ezan sonrasında da dua vardır. Gerçi şimdide var ama ne yalan söyliyeyim bana fazla tad vermiyor. Programın başında Kur-an'ı Kerim okunur. Bende Rahmetli anneannemin Latin harflerinde olan kitabını alır ve okunacak yeri bulmaya çalışır ve okurdum. Güzel günlerdi işte.

Ramazan-ı Şerifiniz hayırlı olsun.

Yeni Sobem

Sobeleme, ebeleme gerçekten çok güzel. Ama bu seferki blog annelerinin imecesi.

Zamanımız çocukları maalesef çok fazla internette zaman geçiriyor. Ne dersek diyelim bu bir gerçek. Hem çok renkli olduğu için, hem de çocuklarımızı, bizim çocukluğumuzdaki gibi sokağa bırakamadığımız için sanırım. Sizleri bilemem ama ben resmen sokakta büyüdüm. Yani eve bağımlı değildim. Rahatça sokakta oyunlar oynardık arkadaşlarımızla. Saklambaç, tombik, kuka, yakalamaca, istop.... Ama şimdi, hangi birimiz rahatça çocuklarımızı sokağa bırakabiliyoruz?Bizlerle beraber anca parklara gidip hava alabiliyorlar. Tabii bu bahsettiklerim sadece apartman dairesinde oturanlar için geçerli. Neyse sanırım bu bahsettiklerim çoğu annenin bir yarası.


Gelelim sobemize. Benim oğlum 5 yaşında olduğu için, internette online oynayabildiği bazı siteler var. Bunlardan bazılarını bende sizlerle paylaşıyorum ve blog annelerin imecesine bende katılıyorum. Ama ne olursa olsun bu siteler yinede ebeveyn gözetiminde olması gerekli. Ne olur ne olmaz :))


1- Kids Games
2-Fisher-price (Daha çok 1-3 yaş diyebilirim)
3-Big Fish Games (Hem online oyunlar var, hemde oyun indirebiliyorsunuz. Ben bile bayılıyorum)


Birde oyunları sizin seçip çocuğunuza oynatabileceğiniz siteler var. Çünkü kavgalı oyunlarda var bu sitelerde. Seçim size ait.

4-Oyna Bitir
5-Kral Oyun

Sevgili Karamelizenin sobesini yerine getirdim umarım.