9 Ekim 2007

YETER ARTIK



Şırnak'ta şehit edildiler. Şehit edilen tüm ailelerin ocakları yanıyor. Sadece onların mı?Bu ülkeyi seven, bu ülkede yaşamaktan mutlu olan ve en önemlisi yüreklerinde Allah korkusu ve sevgisi olan her canın yüreği yanıyor. Nereye kadar? Ne zaman bitecek yada bitirilecek? Canlar daha ne kadar yanmaya devam edecek?


Bir terörizmdirki bitmedi bir türlü. Bitirilemedi. Nasıl bir olaydır ki akla ve mantığa sığmaz. Başladığı günden itibaren sonu getirilemez.

Bu kadar zor mudur bu harekata karar verebilmek. Türkiye Cumhuriyeti bu şehitler için daha ne kadar bekliyecek? daha kaç tane ocak yanacak, elle tutulur bir şeylerin olabilmesi için?


Erkek evlat yetiştiriyorum. Bana dediği tek şey "anne ben askere gitmek istemiyorum. Çünkü orada hep ölüyorlar. Ben ölmek istemiyorum." Bunu söyleyen benim 5.5 yaşındaki oğlum. O kadar çok görüyor ki televizyonda şehit haberlerini. Sanıyor ki askere giden herkez ölecek. Anlatmaya çalışıyorum dilim döndüğünce." Askere giden her erkek evlat ölmez oğlum, vatan kutsaldır, korunması gerekir"

Artık bir şeyler yapılsın. Artık şehit cenazelerinde yürekler yanmasın.

VATAN BÜTÜNDÜR BÖLÜNMEZ

Not:
Yukarıdaki banner buna uygun olsun istedim. Bu postu okuyanlardan ricam, kendi bloglarında da şehitlerimizden bahsetmeleri. Yani bir nevi blog hareketi. Bakalım biz blogçular neler yapabileceğiz yazılarımızla. Ne hissediyorsanız , iki cümle de olsa bahsedin. Hepinize kolay gelsin.

27 Eylül 2007

Saçlı Bebekler

Benim oğlum doğduğunda da çok saçlıydı.Bu resim de ağzı yara gibi çıkmış ama, merak etmeyin bir şeyi yok. Ama saç!!!! Zaten tüm hamileliğim boyunca o kadar çok mide yatıştırıcı ilaç almıştım ki (elbette dr. kontrolünde). En sonunda oğlum herhalde elinde Renine bayrağınla çıkar diye düşünmüştüm. Ama geçenlerde bana gelen mailde ki bebeklerin saçları pes dedirtti bana. Siz ne düşünürsünüz.?




Sevgi Sobesi

Yeni sobemiz sevgili Aytuğ tarafından olmuş. Hemen cevaplıyorum. Ama sınırlıyamıyorum. Sevdiğim bir çok şey var çünkü.

1- Elbetteki ailem. Baldan-tatlı oğlum Berkem. Aşkım benim herşeyim. Eşim, hayat arkadaşım, sevgilim. Anam (bu kelimeyi annem için kullanmayı daha çok severim. İçten gelir bana) Çok şeyi borçluyum. Beni babasız büyütüp, bir çok şeye göğüs gerdiği için.( Babamız varda hayırsız :p).

2- Araba kullanmak. İyi bir şöförümdür.(Sürücü değil) Kendimi iyi hissettiğim yerdir şöför koltuğu. Çok da dikkatliyimdir. Yolda, bayan olduğum için üzerime üzerime gelenleri nefretle kınıyorum. 8.5 aylık hamileyken bile araba kullandım.Korkak araba kullanan bayanlara da kızarım.

3-Sabahları ve akşam yemekten sonra, Türk Kahvesi içmeyi severim. Ama bunun yanında köpüklü bir capuccino'ya asla hayır demem.

4-Bilgisayar ve internet. Hem sörf yapmayı, hemde chat yapmayı severim. Bloğumu da unutmayalım.

5-Denizde yüzmeyi ve saatlarce oynamayı severim. Öyleki ellerim buruş buruş olur.

6-Özellikle sevdiğim insanlarla hoş sohbeti severim.

7-Kendi yaptığım ürünleri başkalarına hediye etmeyi severim. Bu nedenle evimde çok az kaldı(cam boyama, ahşap vs.)

8-Kozmetik ürünlerindeki yenilikleri takip etmeyi. Kullanıyormusun diye sormayın. Sadece nemlendiricilerim vardır.

9-Yemek yapıp yedirmeye bayılırım.

Valla şimdilik aklıma gelenler bunlar. Ben başkasını sobelemiyorum. Blogların birçoğu bunu yaptı sanırım. Ama arzu eden varsa lütfen yazsın. Hepiniz sevgiyle kalın.

24 Eylül 2007

1999-2007

25 Eylül 1999. Nasıl geçti anlamak mümkün olmadı. Zaman su gibi. Acısı, tatlısı her şeyiyle. Hayat arkadaşım, eşim, sevgilim, aşkım, limanım. Nasıl başladı?Şaşırdı insanlar . Nasıl internetten evlilik olur diye. Sanal başlıyan ilişkimiz, gerçeğe dönüştü işte.Bir öykü misali. İki kişi ile başlıyan hayatımız oğlumuzla renklendi. Belki sonrasında daha da renklenir kim bilir?

MUTLU YILLAR HAYATIM. NİCE SENELERE. Şimdilik Oğlumuzla..

SENİ SEVİYORUM....

21 Eylül 2007

Kumaş Boyama


Bu Besmele yazısıda yaptığım işlerden bir tanesi. İstediğiniz herhangi renkte bir kumaşı (kumaş boyandığında arkasına geçirmeyecek) alıyorsunuz. Benim tercihim ithal ipek. Boyıyacağınız deseni beyaz kopya kağıdı ile kumaşa geçiriyorsunuz. Elbette desenin ilk önce patron kağıdı dediğimiz ince kağıda geçirilmiş olması gerek. Sonrasında kumaş ile patron kağıdı arasına beyaz kopya kağıdı yerleştiriyorsunuz ve kaymaması için iğneliyorsunuz. Deseni kumaşa bir güzel kopyalıyıp gerçirdikten sonra kumaş boyası ile boyuyorsunuz. Boyanızı altın simli veya gümüş simli seçebilirsiniz. Ben bu tür hat boyamalarda altın simi tercih ediyorum. Hatta ve hatta, kumaş boyası satılan yerlerde ayrıca toz halinde sim satılır, ben boyanın içine bundan da ekleyip daha parlak bir görünüm elde ediyorum. Kullandığınız fırçanın bu iş için uygun olmasına dikkat etmenizi öneririm. Pebeo markası bu iş ideal. Boya için hangi marka derseniz Art-Deco veya yine Pebeo diyeceğim. Seçim size kalmış burada. Boyadığınız alan iyice kuruduktan sonra yani yaklaşık 6 saat sonra kesindir kuruması, kumaşınızın arkasından sıcak ütü ile sabittliyoruz ki herhangi bir şey olmasın diye. Gerçi benim kullandığım bu stilde, çerçeve olacağı için başına bir şey gelmez ama olsun, işi sağlama almakta fayda var diye düşünüyorum. Ayrıca boyadığınız alan sizi tatmin etmedi ve kumaş boyanın altından görünüyorsa iki kat boyıyabilirsiniz. Düz boyama stili gerçekten çok kolay bir o kadar da zevklidir. Tabi sevene. Sevgiyle kalın.

19 Eylül 2007

Dizi Sobem

İzlediğimiz dizilerle ilgili bir sobemiz var. Sevgili Kakaolu Sevgiden.Genelde bu sobede gördüğüm kadarıyla Türk Dizilerinden bahsedilmiş ama benim izlediğim bazı yabancı dizilerde Türk dizilerinin yanında. Ama Cnbc'de yayınlanan bahsedeceğim dizileri izlemenizi şiddetle tavsiye ederim. Başlıyalım
Türk dizilerimizle:

1- Bin Bir Gece: Kanal D
Neler olduğunu bilmiyenimiz yok sanırım. Ünlü Binbir Gece Masalıyla bağdaştırılmaya çalışılıyor ama ilgisi yok. Sadece Şehrazat ismi benziyor. Her bölümü ilgiyle izliyorum.





2-Avrupa Yakası: atv
Gülse Birsel'i gerçekten tebrik etmek gerekir. Ata Demirer ayrıldığında ümidim kalmamıştı ve dizi biter bir şekilde diyordum. Ama kuvvetli kalemi ve Sinan Çetin'in Yönetmenliğiyle süper bir komedi dizisi. Karakterlerin herbiri ayrı ayrı eğlenceli, ve oynayanların bir çoğu tiyatro kökenli veya bu işe gerçekten gönül vermiş insanlar. Yeni bölümlerde Gaffur tiplemesinin olmayışı bence eksi bir şeyler getirmez diye düşünüyorum.
3-Bizim Evin Halleri: Kanal 1
Bu diziyi TRT1'den beri takip ederim vede çok büyük zevk alırım. Bizden birileri vardır. İşin açığı uzun süreli tek yerli dizi. Şimdi şimdi biraz bozulmaya başladı. Örneğin bir Pembe karakteri vardı. Dizinin bazı bölümlerinde XL mankenlik yaptı. Diksiyonunu düzeltti, şimdiki bölümlerde yeniden yemeni örtüp, yerel lehçe ile konuşmaya başladı. Sanırım senaristler değişti. Bu diziden bir çok başka diziye transferler oldu esasında.
4- Arka Sokaklar: Kanal D
Polisiye ama bir o kadarda komik geliyor. Hele Rıza Babanın kızını Ali'ye vermek istememesi çok hoşuma gidiyor. Elbette Çoban'ı ve ailesini unutmamak gerek. Hepsi çok başarılılar bana göre.



5-Kurtlar Vadisi: Show

İşin açığı başlarda hiç seyretmedim ama geçen seneden bu seneye seyretmeye başladım ve yeni bölümlerini merakla bekliyorum.


Yabancı Diziler:
1- Ghost Whisperer: Cnbc-e
Bu tür dizileri severim. Korku ve gerilim bir arada. Dizide ki kadın ölülerle konuşabilme yetisine sahip. Bu dünyada sıkışıp kalmış ve diğer dünyaya geçemeyen ölülere daha doğrusu ruhlara yardımla ilgili. Her bölümde farklı bir konu var. Bu da benim daha çok haşuma gidiyor.









2- CSI-NY: Cnbc-e
Polisiye olan bu dizide; cinayetlerin nasıl işlenmiş olabileceğini ve kanıtların nasıl elde edildiğini anlatıyor kısaca. Cinayetin nasıl işlendiği değil ama kanıtların tereyağından kıl çeker gibi bulunmasını izlemek değişik geliyor.








3-NIP-TUCK: Cnbc-e

Bu diziye hangi kategori derseniz,bunu gerçekten kesin şudur diyemiyeceğim. Ancak iki yakın arkadaş estetik cerrahın, başına gelen çeşitli olaylar bu dizide yer alıyor. Bayanların estetiği ne kadar değer verdiğini anlatan bir dizi. Benim favorilerim arasında. Ancak +18 yaş ibaresi var ve saat 23.00'den sonra yayınlanıyor.





Şimdi ben sobelemesem olmaz değil mi? Bende Aytuğ'yu, Margo'yu ve Rahşan'ı sobeliyorum. Bakalım onlar hangi dizilerden hoşlanıyorlar.

Sevgili Devin'in Yaşadıkları

Sevgili Eda sayfasında anlatmış ve bizlerinde kendi bloglarında bu konudan bahsedilmesini rica etmiş. Ne demek dedim ve bende hemen yayınlamaya karar verdim. Önemli olan bu tür yazıları daha çok kişinin okuması ve insanlığın daha ölmediğinin anlaşılması diye düşünüyorum. Sevgili Eda'nın yazdığı postu aynen yayınlıyorum.Yalnız ben resimleri ekliyemedim. Bazı problemler oldu sanırım. Ama olsun, bende yazıyı yayınlıyarak duyurmak istedim bloğumdan.
Hani demin dedim ya bir sürprizim var diye işte sürprizim. Bu gün hiç yazı yazmadım evde değildim neredemiydim? Okumaya devam…
Hatırlarsınız 4 Eylül’de yazdığım bu Cerrahpaşa Hastanesi’ne Devin’ciğim Aracılığı ile Tam Destek ve 5 Eylül’de yazdığım bu yazımı Melekler Geldi
Canım dostum ♥♥♥♥ kuzu kuzu pembem Devin’im ♥♥♥♥ yani Bir Kedinin Hatıraları 16 Eylül’de bunu yazmıştı.
(Sabah uçuyorum İstanbul’a. Zaman geçiyor valla. Yeni koltuklarda ilk kemoterapi olacak bakalım. Neyse, bu da bitince kalacak bir tane. Havalar sıcak hala, denize girmeye devam. İstanbul soğukmuş, yanıma ne alacağımı bilemedim. Neyse, evde uzun kollu bir şey buldum, onu götürüyorum. Eh, 35 dereceden 25 dereceye gidince ciddi bir mevsim farkı oluyor. Gerçi burada da geceler serinlemeye başladı şükür. Ama daha Kasım ortasına kadar soba filan yakmayız. Babam ve Oğlum’u seyrettim. Çok güzel film olmuş, öyle dedikleri gibi fena bir duygu sömürüsü filan da görmedim ben. Duygusal, güzel bir film olmuş işte. Daha ne olsun yani. Döndüğümde görüşürüz sevgili günlükçüm. Şu fotoğraf makinesini bulsam iyi olacak. Kalkayım onu arayayım bari.)
Vee evet bu gün yani 18 Eylül 2007′de Devin kuzusu İstanbul’daydı. Cerrahpaşa Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Kliniğinde 6 saat süren kemoterapi için. Sabah 11 gibi yanındaydım dostumun. Düşünsenize 4 Eylül’de Devin’imizin başlattığı kampanyaya destek olmak için yazdım ve siz güzel dostlar da ona destek oldunuz hepinize Devin adına ve şahsım adına minnettarım. 5 Eylül’de ise müjdeli bir haberle Devin’le telefonda çığlık ata ata konuştık. Resmen kalbim yerinden fırlayacaktı! Sevinçten ağlamak bu olsa gerek dedim kendi kendime. 5 Eylül’de yazdığım bu yazımda ki Melekler Geldi ve bize bunları haber etti.

(Sevgili Dostlar, Gösterdiğiniz ilgi sabah beri annemle beni hüngür hüngür ağlatıyor. Ancak birdenbire bir melek geldi ve dedi ki, “Ben size İstikbal Mobilya’dan 4 koltuk alıyorum ama ismimi yayım etmenizi istemiyorum.” Bir başka melek, Arşimedmedikal, http://www.arsimed.com.tr/list/list.asp?ktgr_id=354 adında, daha geldi ve dedi ki “Biz de size özel kemoterapi koltuğu bağışlıyoruz”. Bu özel kemoterapi koltuklarının tanesi 5000 ytl arkadaşlar.Böylece 4 koltuk ararken, oldu 5 koltuk…)
Cerrahpaşa Radyasyon Onkoloji Kliniği’nde kaldığım 6 saat boyunca Devin’i daha yakından tanıma şansım oldu. Sadece telefonla konuştuğum bir insan nasıl bu kadar hayat dolu, matrak ve sevgi dolu olabilirdi. Kendisi bir anne ve bana da arkadaştan öte anne sevgisi ile bir sarıldı ki size anlatamam.
Kapıdan içeri girerken yüreğim pır pır etti. Ya ağlar da onu üzersem diye çok korktum. Ama Devin maşallah o kadar şen şakrak ki; size yemin ederim o muhteşem hastane personeli ona hayran. Nasıl olmasınlar ki! Bu matrak hatuna; hemşiresinden bölüm başkanına, doktorundan müstahdemine kadar hepsi kocaman saygı ve sevgi duyuyor.
Aşağıdaki resimlerde tedavi gören diğer hastalar Devin’le aynı günde kemoterapi tedavisi gördükleri için çok şanslılar. Yaşadığım olayı anlatacağım bana hak vereceksiniz. Bir bayan geldi oda tedavi gördü ancak 20 dk. falan kalmasına rağmen mutsuz ve huysuzdu. Acılarından bıkmış belli ki ona da hak vermek lazım ve tüm vücudunu sarmış hastalık.
Devin’e hemşireye odada ki bizlere de dert yandı, huysuz tavrı ile. Ama Devin sabırla ona nasihat verdi ve pozitif olmasına çalıştı. Neyse güzelce geçmiş olsun diyerek teyzemiz gitti.
Günün Bombası 1 :
Sonra sanırım bölüm başkanıydı ( Devin’cim okursun sen yanlışsa düzeltelim ) Prof. bir bayan hocamız geldi ve yanında da hastane evrak işlerine bakan bir bayan vardı ve Devin’e ne dese beğenirsiniz: ” Rica etsem bir elinizi sürün kendisi çok pesimistdir” dedi. ( Kelime Anlamı: Tüm olaylarda kötü-olumsuz bir taraf arayan kişiler. )
Görüyormusunuz işte ! Ben bu gün dünyadaki hiç bir zenginin alamayacağı bir pırlantaya sahip oldum. Oysa ki ben Devin’e destek olmak, onu eğlendirmek için gitmiştim. Ama size yemin ederim ki; hastane ortamındayım diye demiyorum, Devin’i tanıdıktan sonra hayata bakışım zaten pozitif olmasına rağmen daha da değişti. Hakkımda atıp tutanları bile artık sevgi ile karşılayacağım. Bir gün bir ömre bedel lafını, 12 Ekim 1978′den bu yana hayatı anlamaya çalışan ben EDA SUNER senden öğrendim. Daha önce nerelerdeydin ?… Ne demişler her şer’de bir hayır vardır! İşte bu can sıkıcı ama gelip geçecek bu durumu sen yaşamamış olmasan ben seni tanıma onuruna erişemeyecek ve bu güzel günü yaşayamayacaktım. Sana da dediğim gibi ♥♥♥♥ seni çok ama çok sevdim be komik kadın ! ♥♥♥♥ Allah baba seni başımızdan eksik etmesin canım dostum Devin’im…
Günün Bombası 2 :
Saat 11 gibi kapıdan içeri kocaman fotoğraf makinası ile bir bey ve güzel bir bayan girdi. Onlar ülkemizde kaliteli yazıları ile tanıdığımız Tempo dergisi ekibinden başkaları değildi! Meleklerin hediye ettiği koltukları ve bu güzel olayı konu edebilmek sesimizi herkese duyurmak için gelmişlerdi. Önce meleklerimize, sonra melek yardımcıları olan diğer meleklere yani bloglarında konu eden siz değerli dostlara ve Tempo dergisine buradan da teşekkür ederiz. Söylediklerine göre haftaya Çarşamba yani 26 Eylül 2007′de Tempo dergisininden röportajı okuyabilirsiniz.
Devin’de ben de fotoğraf makinalarımızı unutmuşuz. Ancak akıllı bıdık Devin cep telefonu ile çeksene dedi ve ben teknolojiye şükrettim.
İşte resimler. Sizden ricam bu yazımı sizlerin de bloglarınız da duyurması. Çünkü adını vermek istemeyen bizim gizli meleğimiz okuduğunda ona nasıl minnettar olduğumuzu görsün istiyorum. Ve tabii ki Arşimed’den Faysal Gökyöz beyde.
Bu resimdeki kemoterapi koltuğu http://www.arsimed.com.tr/list/list.asp?ktgr_id=354 adına bağışlandı. Resimdeki bu güzel insan işte hayata bu pencereden bakıyor ! Veee eli göğsünde size teşekkür ediyor.
Demedim mi ben size! Nasıl candan diye ! Siz ona bir elle sarılıno Bir Kedi olduğu için sizi tüm paticikleri ile işte böyle sarmalıyor.
Cerrahpaşa Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Kliniğinde ki oda.Soldaki 3 ve en altta ki resimde ki koltuk ile yani İstikbalden4 koltuk bağışlayan; adını gizli tuttuğumuz o güzel ♥ kalpli meleğimizden.

Tekrarlıyorum: Sizden ricam bu yazımı sizlerin de bloglarınız da duyurması. Çünkü adını vermek istemeyen bizim gizli meleğimiz okuduğunda ona nasıl minnettar olduğumuzu görsün istiyorum. Ve tabii ki Arşimed’den Faysal Gökyöz beyde.